Psikoterapi Hakkında
Psikoterapi, terapist ve danışan arasındaki işbirliğine dayanan, yaratıcı ve olabildiğince spontan bir süreçtir.
Psikanalitik terapiler, bizi kim olduğumuza dair yaratıcı ve dramatik bir yolculuğa çıkarır; terapist ve danışan arasındaki ilişkide şekillenen ve anlam kazanan bir yolculuk.
Psikanalitik psikoterapi, yaşamınızı ve ilişkilerinizi daha özgür, kendinize karşı daha dürüst bir şekilde yeniden inşa etme fırsatları sunar. Hissetmekten, düşünmekten veya yüzleşmekten kaçındığınız duygulara, düşüncelere ve yaşantılara bakma ve daha önce sormadığınız soruları sorabilme cesareti kazanmanız için kolaylaştırıcı olmayı hedefler; bir anlamda kendi gerçekliklerinizi anlamak, değerlendirmek, hissetmek ve yeniden kurmak için özel bir alan yaratır. Bu aynı zamanda kendiniz için nasıl bir gelecek arzuladığınız ve bu geleceği nasıl şekillendirmek istediğinizle ilgili bir yolculuk olur.
Psikanalitik psikoterapi süreci sizi geçmiş ve mevcut ilişki deneyimlerinize bakmaya davet eder. Bu süreç, hem bu ilişkilerin iç dünyanızı nasıl şekillendirdiğini hem de çoğu zaman farkında olmadığınız bilinçdışı süreçlerle bu ilişkileri nasıl inşa ettiğinizi anlamanızı sağlar. Bu anlama süreci ilişkilerinize ve bağlanma süreçlerinize daha gerçekçi bir şekilde bakabilmenizin ve ilişkilenme biçimlerinizi özgürleştirebilmenizin yolunu açar.
Genellikle içimizde iki zıt güç arasında bir gerilimle mücadele ederiz: değişmek, dönüşmek ve özgürleşmek isteyen yanımız ile alışılmış olanda kalmak ve mevcut durumu korumak isteyen yanımız. Alışılmış olana tutunan parçamızın, bizi koruyan ve zorlayıcı gerçekliklerle başa çıkmamızı sağlayan işlevleri vardır: tam da bu yüzden, bu parça var gücüyle değişime direnebilir. Ancak aynı zamanda, hayatımızı ve ilişkilerimizi zamanın akmadığı, durağan bir alana hapseden bir yönü de vardır.
Hepimiz hayatımızın bir noktasında şu sözleri söylemiş olabiliriz: “Ne yapmam gerektiğini biliyorum, ama bunu bir türlü yapamıyorum.” Psikanalitik terapi, tam da bu gerilim üzerinde çalışmayı hedefler: değişmek isteyen ve değişime direnen parçalarımız arasındaki çatışma.
Alışılmış olandan uzaklaşmak ve yeniye yer açmak, yalnızca geçmişin yasını tutmakla ve kendi hayatımızın ve varoluşumuzun sınırlarıyla yüzleşmenin acısını işlemekle mümkün olur. Geçmişin yasını tutmak, şimdi ve gelecekle daha özgür bir bağ kurmamıza yardımcı olur.
Psikanalitik terapi kayıptan ve acıdan kaçışla tanımlanan basit bir ‘iyileşme’ yolu ya da ‘mutluluk’ vadetmez. Bunun yerine, bireysel ve kolektif geçmişlerimizle yüzleşmeyi gerektiren zorlu bir süreci içerir. Bu anlamda da iyileşme, hoş ve ‘iyi hissettiren’ anlar yaşamak ya da geçmişi tamamen geride bırakmak anlamına gelmez. Psikanalitik terapi, kendine özgü yollarıyla, yaşamlarımızın travma, adaletsizlik, eşitsizlik, şiddet, düşmanlık ve yıkım gibi unsurlarla nasıl şekillendiğini fark etme olasılığı sunar. Aynı zamanda, bu gerçekliklerin bizi nasıl yabancılaştırabileceğini, mahrum bırakabileceğini ve savunmasız kılabileceğini anlamamıza yardımcı olur. Bu durumların, dünyayla, başkalarıyla ve kendimizle olan bağlarımızı nasıl zedeleyebileceğini ortaya koyar.
Bütün bu süreç içinde psikanalizin vadettiği şey kendi gerçekliklerimize daha yakın olduğumuz, ruhsal acımızdan ve kayıplarımızı deneyimlemekten kaçınmadığımız ama aynı zamanda yeni olana kendimizi açabildiğimiz bir iyileşme alanıdır.